Napoli (Gezi notlarım)

Napoli’ye herkesler çok haksızlık ediyor. Napoli’ye gideceğimizi duyan hemen hemen herkes aman hiç gitmeyin, çirkin, pis bir şehir, görecek bir şey yok dedi. Evet pislikte İstanbul’u aratmıyor maşallah ama kendine özel bir tarzı var. Yani derim ki gidin ama tek başına Napoli görmeye de gitmeyin elbette, ama Pompeii ve Amalfi tarafına geçme niyetiniz varsa rahatlıkla bir kaç saat geçirebilir ya da yorgunluk atmak için o rota üzerinde 1 gece kalabilirsiniz.

Biz akşam 8 civarı Roma aktarması ile Napoli’ye indik. Havalimanı taksilerinin 14, 15 Euro civarında şehre götürdüğü bilgisini okuyunca duraktaki ilk taksiye sorduk. Direkt 20 Euro dedi. Otelimiz Stazione Centrale’de çok merkezi uzakta olmayan bir yerdi.  Bir iki itiraz sonrası tamam, atlayın 16 Euro gibisinden bir şeyler söyledi, zaten 15 dk sonrada oteldeydik. Yani Napoli’de pazarlık işliyor, dikkat ediniz :)

Napoli’de akşam Corsa Umberto caddesinde kısa bir tur attık. Saatlerin 10’a yaklaşması sebebiyle etrafta çok az araba ve insan vardı, açıkçası geceleri bu Napoli’liler nerede takılırlar hiç bir bilgimiz yok.  Ertesi gün valizlerimizi otelin emanet odasına bıraktıktan sonra 10 gibi şehri keşfetmeye hazırdık. Çok yürümeye meraklı bir çiftiz ancak bir sonraki günde düğüne katılacak olmamız sebebi ile kendimizi çok yormayalım metroya binip dönüşte yürüyelim dedik. İyi ki de öyle yapmışız. 15 km’cik yürüyüşle Napoli turunu tamamladık :)

Şehrin en önemli bölgesi old town adı verilen bölge. Arkeoloji müzesi, Castel Nuovo ve Stazione Centrale üçgenini işaretleyin (aynı zamanda metro hattı olur) işte bu alan. Biz metroya binip Toledo’da inince direkt yukarı çıkarız diye düşünmüştük. Ama sadece yayalara açık güzel bir alışveriş caddesine çıkınca yürüvermişiz, kendimizi bir anda Galleria Umberto’nun önünde bulduk. Hadi buraya kadar gelmişken kaleyi de görelim dedik. Sonrasında zaten Napoli’de hızlıca bir yağmur bastıracağını anlayınca günün ilk espresso molasını vermek istedik. Aşağıdaki görebileceğiniz güzel meydandan ilerledik…

360 meydan

Resmin tam ortasında yer alan uzaktan gözümüze kestirdiğimiz güzel cafe Napoli’nin en tarihi mekanlarından biri olan Gambrinus çıktı. Zaten bendeniz bir butikteki en pahalı ürünü şak diye seçmekle, ortamdaki en pahalı restaurantı da buluvermekte pek meşhurumdur :P Tam oturduk, biz yürürken çiseleyen yağmur ciddi bir sağanağa çevirince cafe’nin tentesi ve bizim oturduğumuz son boş masanın etrafı yağmurdan kaçmaya çalışan turistler ile doldu. Kahvelerimizi söylemeye hazırlanırken aşağıda resimdeki hanımefendi ile göz göze geldik. Size katılabilir miyiz diye sorarken gözlerinin içindeki enerji o kadar tatlıydı ki tereddütsüz masamıza davet ettik. Amerika Tennesse’de yaşayan Sandra ve eşi  1960’ların sonunda İtalya’da tanışmış. Çiftin ilk randevu mekanları Venedik’teki Harry’s Bar olunca, biz de Mayıs ayında evlilik yıldönümümüzü Venedik’te kutlayınca sohbet konumuz Venedik’ten başladı, İstanbul diye devam etti, Amerika’da son buldu. (İstanbul nerden çıktı derseniz gemi seyahatinde olan çiftin bir sonraki durağı bizim memleketmiş.) İtalya seyahatimizdeki en güzel sohbetlerden birini ettiğimiz çift ile bir kaç anı fotoğrafı çektik, vedalaştık. Derken masanın tüm hesabını ödediklerini anlamanın verdiği utanç her yanımı kapladı. Hakikaten çok tatlı bir çift idi, inşallah biz de onların yaşında bu enerjide, bu mutlulukta oluruz. İtalya seyahatimizdeki en güzel sohbetlerden birini ettiğimiz çifti buradan selamlıyorum :) Bu arada cafe’nin kahveleri, tatlıları bir şahane. Yediğim fıstıklı dondurmanın tadı gerçekten harikaydı ama asıl hayıflandığım limonlu sorbeden yememekti. (Giderseniz ve yerseniz beni anın, sonra da tadı nasıldı yazın lütfen)

Masamıza davet ettiğimiz Amerikalı dostlar
Masamıza davet ettiğimiz Amerikalı dostlar – fotoğrafı çeken benin kameraya bakamaması çok acı değil mi? :)

 

Espresso molasından sonra Arkeoloji müzesinin oraya gitmeyi planlıyorduk. Öğle yemeği için “esnaf lokantası” benzeri, sadece Napoli’lerin gittiği bir restaurant bulmuştum. Ama kendimizi bu seferde tam ters yönde Chiaia bölgesinde bulduk. Açıkça itiraf ediyorum. Eğer bu bölgedeki lüks mağazaları, dükkanları görmemiş olsaydım Napoli’leri fakir zannedebilirdim. Harika bir cadde ve binalar var. Hem iş merkezi, hem de oturum alanı, bir nevi Napoli’nin Nişantaşı’sı diyebiliriz. Yürümekten çok keyif aldık ama öğlen yemeğimiz için de sabırsızlanmaya başlamıştık, yola koyulduk. Ama Napoli’ye gittiniz, old town’da içiniz daraldı, atın kendinizi bu tarafa. Garanti veriyorum, moraliniz düzelecek.

Öğle yemeği mekanımız La Cantina di Via Sapienza idi. O kadar mükemmel bir restaurant değildi ama yorumlardan biri “Napoli yemeğine en yakın yemekleri bulabileceğiniz mekan” diyordu, işte bu da bizim için en önemli kriter idi. İşletmecinin ve servis elemanının ingilizcesi gerçekten çok yetersizdi. Ama eşim sayıları italyanca bilince ben de italyanca çok şeker :P bir biçimde teşekkür edebildiğimiz için siparişlerimizi de verdik, afiyetle midemize de indirdik. Bu gördüğünüz güzel yemeklerin tamamına da 35 Euro gibi iyi bir hesap ödedik. Kesinlikle öneririm, öğle yemeği için Napoli’lerin geldiği, günlük çıkan yemeklerin olduğu basit, şirin bir mekan.

IMG_4355
Tagliata di Carne (Parmesanların altında et var)

 

IMG_4354
İşte bu tabak esnaf lokantası stili. Gidip camekan bir bölümden tek tek seçtim. Patlıcanı burada da çok beğendik ama yine de Sicilya’lılar başka yapıyorlar.

 

IMG_4353
Caprese con provola (Smoked Mozzarella)

 

IMG_4352
İşte bu benim en favorim :) Gnocchi. Ama her hangi bir gnocchi değil, Sorrentina usulü. Ne ki bu derseniz gördüğünüz yuvarlak makarnalar aslında patetesle unun yoğrulmasından meydana değilmiş, taze makarna. Üstünde en sade ama en lezzetli domates sosu var. Mozzarella yine domatesin sosunu o lezzet tada dönüştürüyor.

 

Napoli’nin Eski “Old town” kısmı çok rahat yürünebilen, bir dolu ufak dükkanın olduğu eğlenceli sayılabilecek bir yer. İstanbul Kadıköy enerjisinde bir yer olduğunu söyleyebilirim. Rahatlıkla 2-3 saat geçirebilirsiniz, gününüzde güzel geçer.

Gelelim Napoli’nin en heyecanla beklenen anına. Michele Pizza efenim, hani sevgili ablamız Julia Roberts’ın Eat, Love and Pray ismindeki filminde elleriyle afiyetle yediği ünlü pizza mekanı. Öğlen yemeğinde yediklerimizi yürüyerek erittiğimizi zannettik ki kendimizi akşamüstü burada bulduk :) Burası minicik, dekorasyona hiç önem vermeyen, sadece ve sadece iki çeşit pizza sunan eski tip bir Napoli pizzacısı. Valla bir gece önce gezinirken şansa önümüze çıkmasa mekanı zor bulabilirdik, insan mekan bu kadar ünlü olunca şöyle şöhretli bir yer bekliyor :P  Günün her saati önünde bir sıra sormayın. O yüzden gider gitmez hemen kapının önünde duran görevliden numara almayı ihmal etmeyin. Pazar günleri kapalı olduğunu sonrasında gidip kapısında kalan arkadaşlar söyledi aman dikkat. Burası aç gidilmemesi gereken pizzacılardan. Niye mi? Numarayı aldık, 40 dk sıranın bize gelmesini sokakta bekledik, sonra içeri girdik, bir 10 dakikada içeride masada bekledik sipariş alınmasını. (grup grup alıyorlar) 10 dk’da pizza geldi. Yemesi de 10 dk sürdü. Yani pizzanın yemesi 10 dk, toplam süre 1 saat :) Ama değer mi? Hem de nasıl :) O domates sosu nedir arkadaş, zeytinyağını öyle bir dökmüşler ki, yerken insanın parmaklarına bulaşıyor, parmağını ısırır insan anlamadan. Mozzerella’lı olan çok daha iyi, hatta ekstrasından söyleyin, peynirlerin lezzeti bir harika.

 

Napoli'nin 1870'den beri servis veren pizzacısı.
Napoli’nin 1870’den beri servis veren pizzacısı.

 

IMG_4361
İşte bu benim favorim :)

 

Tabi siz haliyle bana kızım nasıl yedin bunları, sen değil misin karbonidrat’ı bıraktım, şekeri bıraktım diye gezinen diye soracaksınız değil mi? Valla havalimanında salata yedim, ama sonrasında inanın hiç bakmadım, yaladım yuttum hepsini. (Dönüşte eski tempoya dönmek çok ama çok zor oldu, ama inatçıyım, devam)

 

Bu kadar yemenin içmenin, yürümenin üstüne ne olur? Valla saat 20.00’de kalkacak Palermo ferry’sine yetiştik, güvertesinde aşağıda göreceğiniz fotoğrafları çektik, daha kaptan motoru çalıştırmadan ben kamarada yatağın içindeydim :) Bu arada Napoli’den Palermo’ya gitmek için ferry’yi tercih etmenizi öneririm. Biz 2 kişilik kamara tercih ettik, çok memnun kaldık. Uçak + otel parası ödemeye oranla hem daha ekonomik, hem de gemi konforlu.

12 Katlı dev bir gemi idi. İçinde restaurant, bar, çocuk alanları ve mini casino vardı.
12 Katlı dev bir gemi idi. İçinde restaurant, bar, çocuk alanları ve mini casino vardı.

 

İtalya romantik ülke :P
İtalya romantik ülke :P  Yorgunluğumuz belli ama mutluyuz ya gerisi önemli değil.

 

Napoli küçük, keyifli bir İtalyan şehri. Bir daha gider misin diye sorarsanız valla Positano’ya gitmek için mecburen diye itiraf ederim :)

İtalya’da 8 gün kaldık, çok gezdik, dolayısı ile bir genel, bir de her bir bölge için ayrı postlar yazdım.

Genel yazıya buradan, Sicilya (Palermo ve Castellamare del Golfo) önerilerime buradan,  Amalfi ( Pompeii, Amalfi ve Sorrento Coast) önerilerime de buradan ulaşabilirsiniz.

Category : seyahat