Masa Nöbetçisi olmak ya da olmamak! İşte bütün mesele bu!

Baştan itiraf edip yanlış anlaşılmadan kurtulmak isterim. Bu satırları yazan içinde Y kuşağının ruhunu barındıran bir X kuşağı*. 15 seneyi geçen profesyonel iş hayatımda zaman zaman “ben niye şu anda bu masanın nöbetini tutuyorum? Şu anda bekleyen acil işim yok. Hava güzel, bak çiçeklerde açmış, gideyim azıcık hava alayım.” dediğim çok ama çok oldu. Bana bu özgürlüğü verebilen işyerlerim olmadı ama yöneticilerim oldu. Kendilerini şükranla anarken, bu özgürlüğün karşılığını kat be kat verebildiğim işlerde keyifle çalıştım, ama masa nöbeti de tutturulduğum, mesai saatleri içinde çalışmamı isteyen işyerlerimde oldu…

 

 

Yeni dünya daha doğrusu ofis düzenine hazır mıyız?

Ofisler hızla yatay düzene geçiyor. Bir yandan bazı ofisler dünyanın bir ucundaki diğer ofisleri ile irtibatta kalabilmek için iş biçimlerini ve çalışma saatlerini düzenliyor.

Peki bu arada 9-6 çalışma düzenine, bu düzenin büyük şehirlerdeki en büyük etkisi olan trafiğe ne yapmalı? İş çok, rekabet ondan daha fazla. Büyük şehirde yaşadığımız bu hayat ve çalışma modeli bu hayatının hızına yetişebiliyor mu? Tüm soru ve sorunlar burada birleşiyor …

 

Performans çalışanı mı olmalı ya da masa nöbetçisi olarak mı kalmalı?

İçinde yaşadığımız yıllar için hala kolay bir soru değil ancak 2020’lerden sonra anlayabileceğiz. Yani Y kuşağı ile çalışmaktan zorlanıyorsanız, Z kuşağı ile tanıştığınızda Y kuşağını çok arayacaksınız. Baştan uyarması. Z kuşağı için masa nöbetçiliği zaten bir opsiyon olamayacağı için IK departmanlarına performans takipçisi gibi yeni ünvanlarda kişiler eklenebilir. Hala emekli olmadılarsa X kuşağı bu jandarma görevi için çok da uygun olabilir. Doğduğunuz yılı boşverin, siz hangi kuşağın ruhunu içinizde barındırıyorsunuz? Kişisel motivasyon ve hedef koymaya ne kadar yakınsınız? Masanın başında nöbet beklemeden – ofis, mekan bağımsız- sizden beklenen performansın yüzde kaçını evden, cafeden gösterebilirsiniz?

 

Bu cümleler size pek bir şey ifade etmedi mi yoksa? Hadi birlikte bir hayal kuralım. Kendim gibi bir profilden örnek vereceğim ama lütfen bunun sadece örnek olduğunu unutmayın :)

 

Sabah uyandım, ilk iş yapmam gereken acil bir kaç şey olduğunu biliyorum. Ama işe gidebilmek için de hazırlanmam gerekiyor. Niye mi prezantanbl olmak lazım çünkü. Duş aldım, saçlarımı fönledim, makyajımı yaptım. Allahtan kıyafetlerimi akşamdan seçmiştim de seçimle uğraşmadım. Saate bakınca ufak çaplı bir şoka girdim, hemen çıkmam lazım. Dolayısı ile kahvaltı bile edemeden arabaya atladım, gaz-fren ile günün koşturmasına giriverdim. Ofise geldim, kahvemi aldım, masama dönerken yolda iki arkadaşla karşılaştım, dün gönderdiğim emailde anladıkları bir şeyi soruyorlardı, atlatamadım tabi ki, 5 dk derken 25 dk nasıl geçmiş anlamadan masama döndüm. Laptop’ımı açtım, emaillerimi kontrol etmeye başladım, derken müdürüm aradı. Hızlıca gelebilir misin, sana aktarmak istediğim bir şey var dedi. Tekrar masama döndüğümde saat 11 olmuştu. Neyseki öğle yemeğine çıkana kadar daha 1 saatim var dedim içimden. Hızlıca sabah ilk iş yapmam gereken şeyi yapmaya koyuldum… Oysaki yapmam gereken iş sadece ajansa istediğimiz revizeler ile ilgili 2,3 email göndermekten ibarettti. Tam ilk emaili gönderiyordum ki, bir email düştü ekrana. Aslında revize istediğimiz konuda daha da detaylı bir çalışma iletmişler. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Off ya, “şimdi kusura bakmayın 9’da iletmem gereken bir şeyi ancak 11 küsürde iletmeye fırsat bulabildiğim için siz arada yapıvermişsiniz ama bu yanlış!” nasıl diyeceğim ben ajansıma..

 

Bu cümleler az biraz tanıdık geldiyse konuyu soğutmadan bir kaç sorum daha olacak size. Sabah ilk uyandığınızda duştan sonra çayınızı ve ufak kahvaltınızla laptop’ın başına oturup günün ilk koşturmasını herkes trafikte cebelleşirken yapmayı istemez miydiniz? Hakikaten size dilediğiniz saatlerde ofislerde çalışma, dilediğiniz zamanlarda evden ya da cafeden çalışma yetkisi verilse suistimal etmeden iş saatlerinde sadece işle ilgilenmeye devam edebilir misiniz? Ya da 9-6 saatlerinde çıkarmaya çalıştığınız, ne kadar yetiştirebilirseniz yetiştirdiğiniz işin yerine, size hedefleriniz verilse bu hedefleri zaman-mekan sınırı olmaksızın yerine getirebilir misiniz?

 

Kişisel bir yorumla konuyu toparlamak isterim. Son bir kaç aydır danışman olarak çalışıyorum. Haftada 1-2 gün ofise gidiyorum, kalanında mekan bağımsız destek veriyorum. Bu dönemde anladım ki; masa nöbetçiliği gerçekten çok kolay işmiş. Her gün ofiste sizden süper performans bekleyen yok. Dönemler halinde değerlendirilip, ufak tefek hatalara göz yumularak geçinip gidiliyor. Tek kötü yanı 9-6 masanın nöbetini tutmak. Oysa performans bazlı çalışma modelinde öyle değil. Sonuç odaklı iş yapış biçimine geçiyorsunuz. Günün kaç saatini ofiste ne şekilde geçirdiğiniz değil, sonucunda işi ulaştırdığınız yere önem veriliyor.

 

Bu konudan daha çok yazı çıkar.

 

Yorumlarınızı bekliyorum.

 

 

30 Nisan 2015, Feneryolu – İstanbul

 

 

* X,Y,Z kuşakları da neydi diyenler için;

http://populerpsikoloji.com/news-detail/id/94

Görsel: https://www.flickr.com/photos/patrickhesse/2557334704


Category : yaşam
Tags :